24 Mart 2009 Salı

Liverpool Efsaneleri 4: John Benjamin Toshack


Türkiye’de futbolun magazin seviyesizliğine indirgenmeye başladığı günlerde Beşiktaş teknik direktörü olan John Benjamin Toshack, televolecilere öylesine usta bir kontratak golü atmıştı ki ondan biraz ders almış olsaydık bugün hala aynı seviyesizliğe takılıp kalmaz, Servet'in maskesi yerine devasa futbol yüreği manşet olurdu. Amerikanvari reyting anlayış(sızlığ)ının gölgesinde pırıl pırıl genç yeteneklerimizi televole kültürüne kurban etmezdik.

Şimdiki kulüp başkanlarına da en büyük ilham kaynağı olan Ali Şen, o zamanlar kendisini karanlık işler çevirmekle suçlayan Toshack’a “Sen de kimsin, beni tüm dünya tanır” demişti. Bunun üzerine Toshack, televole muhabirinin elinden kaptığı mikrofonla Norveç sokaklarında dolaşarak her gördüğü insana “Ali Şen’i tanır mısınız?” diye sormuş, hiç kimsenin tanıyamadığı o zamanların Türkiye futbolunun şaibeyle eşanlamlı hükümdarını tüm dünyaya tanıtmıştı: “Ali Şen bir palyaçodur”

Bir süre sonra televole kültürsüzlüğünün doğuşu ve Türkiye futbolunun geleceğini karartma sürecinde, aynı Toshack televolenin antitezi olarak daha da manidar bir ders vermişti bizlere. Erman Toroğlu, Toshack’ı “Hiçbir başarısı yok, gördüğüm en kötü teknik direktörlerden birisi” diyerek yerden yere vurduğunda, Toshack ne Liverpool’la kazandığı iki Avrupa Kupası’ndan, ne Real Madrid teknik direktörü olarak 107 golle rekor kırarak kazandığı şampiyonluktan bahsetmişti, sadece sormuştu: “Erman, sen kimsin peki, bir anlat bize… Hangi takımı çalıştırdın?”

Reyting kralı Toroğlu, o anda sonu gelmez gaflarından en efsanesine imza atacaktı. Büyük gururla o zamanlar Urfali Babi’nin Türk sporunun seviyesini olabilecek en trajikomik şekilde tiye alan “Bastır Ankaragücü” şarkısına ilham olmuş takımın formasını giydiğini söylemiş, Toshack’la aynı seviyede olduğunu aklınca ispat etmek için “Hatta senin arkadaşlarınla, Rangers’la oynadık” diye göğsünü gere gere anlatmıştı.

Toshack sadece “Tebrik ederim Erman, çok ünlü bir futbol adamısın” diye kesip atmış, gülmekten ağlamamak için kendisini zor tutmuştu çünkü asla Galli bir futbolcu Glasgow Rangers’ta oynamazdı, bu bir Katalan’ın Real Madrid’de oynaması hatta Yaser Arafat’ın İsrail bayrağını öpmesi kadar imkansız bir şeydi. Ama reyting virüsü, Türk futbolunun geleceğini her gece karartmaya devam etti, beğenmediği Toshack da bir kez daha Real Madrid’in yolunu tuttu. Televole ile şartlandırılan büyük çoğunluk, “Erman Hoca”larının beğenmediği adamın dünyanın en başarılı takımına transfer olmasına bir anlam veremezken, kendi kendilerine sordular: “Dünyada kimse Ali Şen ve Erman Toroğlu’nu tanımıyor ama onu herkes tanıyor, sahi kim bu Toshack?”

Hiç teknik direktörlük yapmamış olsaydı da tüm dünyanın tanıyacağı, asla unutamayacağı efsanevi bir futbolcu olan John Benjamin Toshack, 1949’da Galler’in Cardiff şehrinde doğdu. Galler hariç tüm Britanya’yı ısıtan maden ocaklarının arasında büyümüş, Real Madrid teknik direktörü olarak İspanya Ligi’nin gol rekorunu kırarak şampiyon olduğunda, kendisine uzatılan mikrofona nereden geldiğini asla unutmadığını olabilecek en manidar şekilde haykırmıştı: “Futbolculara ve teknik adamlara neden bu kadar çok para veriliyor anlamıyorum, hem spor yapıyoruz hem de üstüne para alıyoruz, bence maden işçileri çok daha fazlasını hak ediyor”

Bunu en iyi o biliyordu çünkü 16 yaşına geldiğinde tüm arkadaşları, çocuk işçiler olarak sabahtan akşama kadar yerin dibinde kömür kılığına bürünmüş ölümle oynaşırken, o Cardiff City’nin çocuk yıldızı olarak Galler’in futbol gecelerini ışıl ışıl aydınlatacak ama o arkadaşlarını asla unutamayacaktı. 4 sezonda oynadığı 164 maçta 72 gol atarken, henüz 18’inde Fulham’ın kendisine önerdiği serveti elinin tersiyle itmiş ve madende ölen arkadaşlarının cenazesine gitmeyi tercih etmişti.

1970 yılında Cardiff’i Kupa Galipleri Kupası’nda tek başına çeyrek finalist yaptıktan sonra Liverpool tarihinin o zamana kadarki en pahalı oyuncusu olarak İngiltere’nin yolunu tuttuğunda, transferden aldığı peşin paranın büyük bir kısmını hayatını kaybeden maden işçilerinin sendikasına bağışladı. Futbol onun için bir hayat memat meselesi değildi, ondan çok daha önemliydi: O sıralar dünyanın en etkili pivot santraforu olarak İngiltere Milli Takımı’nın formasını giymeyi reddetti ve tıpkı Ryan Giggs’in bir zamanlar yapacağı gibi anavatanı Galler’in formasını giydi.

Toshack, Liverpool formasıyla ilk golünü henüz ikinci maçında ezeli rakipleri Everton’a karşı attığında, Bill Shankley’nin Galli çocuk yıldız için söyledikleri futbolun en büyük vecizelerinin altında imzası bulunan İskoç adamın ağzından dökülen en güzel şiirdi: “Bir futbol takımı, piyano gibidir. Piyanoyu 8 kişi taşır ama 3 kişi çalar. Toshack ise hem piyanoyu taşıyor hem de iki takım arasındaki farkı belirleyen siyah diyez tuşları olabilecek en usta şekilde çalıyor”

1971 yılında Dalglish ve Gerrard’dan önce Liverpool tarihine gelmiş geçmiş en büyük futbol virtüözü olan Kevin Keegan, Toshack’ın hücumdaki partneri olduğunda, 1990’ların başına kadar dünya futboluna damgasını vuracak kızıl futbol fırtınası başlayacak, tüm dünyayı kasıp kavuracaktı. Liverpool, Toshack-Keegan ikilisiyle üst üste şampiyonluklar kazanırken, bu muhteşem ikili o zamanların en ünlü çizgi film karakterleri Batman ve Robin’le karşılaştırılıyordu. Hava toplarında “5 Hakan Şükür” gücünde olan Toshack, kafa vuruşlarıyla savunma oyuncularını futbolcu olduklarına bin pişman ederken, yaptığı yarasavari vuruşlarla Batman’le karşılaştırılıyordu. Keegan ise, Toshack’ın açtığı gediklerden faydalanan yardımcısı Robin gibi parsayı topluyor, dünyanın en pahalı oyuncusuna dönüşüyordu.

1973 yılında Liverpool, Toshack’ın efsanevi performansı ile UEFA Kupası Finali’nde B.Monchengladbach’ı yenip şampiyon olduğunda o zamanların en sağlam savunma oyuncusu olan Berti Vogts, bükemediği eli olabilecek en zarif şekilde öpecekti:
“Liverpool, o zamanlar yepyeni bir futbol oynuyordu. Kanat oyuncuları top ayaklarına gelir gelmez, tüm hızlarıyla sıfıra iniyorlar ve topu Toshack’a ortalıyorlardı. Maçtan önce kazanmamız için mutlaka Toshack’ı durdurmamız gerektiğini biliyorduk ve antrenmanlarda çok çalışmıştık. Ama Toshack, her kafa topunda sanki gökyüzüne kadar sıçrıyor ve kafasını Boris Becker’in tenis raketi gibi kullanarak her topu takım arkadaşlarına indiriyordu. İki kişi sırt sırta çıksak yine de Toshack’tan kafa topu alamazdık.”


1970-77 yılları arasında Toshack, birçok kez Liverpool’un en golcü oyuncusu olarak 3 lig şampiyonluğu, bir FA Cup, iki de UEFA Kupası şampiyonluğu yaşarken 96 gole imza atacak, Keegan’ın attığı 68 golün yarısından fazlasının asistini yapacaktı. Keegan, dünyanın en pahalı futbolcusu olarak Liverpool’dan Hamburg’a transfer olduktan sonra bir daha asla eski Keegan olamadı: “Gittiğim her takımda Toshack’ın eksikliğini fena halde hissettim. O benim için sadece beraber oynama şerefine eriştiğim en harika futbolcuydu. Saha dışında da en az saha içindeki kadar harika bir insandı, her sözünde bambaşka bir insanlık dersi vardı.”

Keegan’ın Liverpool’dan ayrılmasından sonra Toshack da bir daha asla birkaç yıl öncesinde olduğu gibi dünyanın en iyi pivot santraforu olamadı. Bunun en önemli nedeni de başına musallat olan şanssız sakatlıklarıydı. Yine de o Liverpool taraftarları için bir futbolcudan çok daha fazlasını ifade ediyordu. Liverpool formasını giydiği son maçta Anfield, 90 dakika boyunca onu bağrına bastı:

“Kızıl gökyüzü gürleyecek
Toshack yine gol olup yağacak
Tüm dünya Kop’u duyacak
Toshack bizim kralımızdır
Kimse unutmayacak”

Henüz 28 yaşındayken sürekli 90 dakika oynayamadığı için menejer-futbolcu olarak Swansea’ye transfer olacak, orada teknik adam olarak yarattığı mucize ile futbolcu olarak yarattığı efsaneyi çok daha büyütecekti. John Benjamin Toshack, daha 30’una bile gelmeden Swansea teknik direktörü olduğunda 10 yıldır teknik direktörlük diplomasına sahipti. Ama onun için binlerce diplomadan bile daha çok şey ifade eden bir tecrübe yaşamıştı: “Liverpool formasını giydiğim günlerde dünyanın gelmiş geçmiş en büyük futbol filozofu olan Bill Shankley ile çalışmak hayatımın en büyük şansı oldu. Ben teknik direktörlük kariyerim boyunca sadece onu taklit ettim: Futbol tıpkı örnek verdiği piyano gibiydi… Her şeyden önce bir sanat dalı olarak güzel bir oyundu ve kazanmak için güzel oynamak, hücum oynamak, taraftarlara zevk vermek gerekiyordu.”


Toshack’lı Swansea sadece güzel oynamakla kalmadı, 3 sezonda 4. ligden 1. lige çıkarak futbol tarihinin en büyük mucizelerinden birisini yarattı. Eski hocası Shankley’e göre bu İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Ada’da yaşanan en büyük futbol mucizesiydi: “Yıllardır herkes benden ve Liverpool’un başarılarından bahsediyor. Ama Swansea’nin değil Dalglish ve Rush’ı alacak oyunculara forma bile yaptıracak parası yok. Bunun adı mucizedir, bunun adı John Benjamin Toshack’tır.”


Swansea mucizesini yarattıktan sonra henüz 33 yaşındaki bir teknik direktör olarak Britanya futboluna yaptığı hizmetlerden dolayı o zamanlar Aberdeen’i çalıştıran Alex Ferguson’un 15 yıl sonra alacağı “futbolun şövalyeliği” ödülünü alan Toshack, Portekiz’in efsanevi takımı S.Lisbon’un başına geçti. 1984-85 sezonunda küllerinden yeniden doğmak isteyen Portekiz devini kısa vadede skortif başarılara taşıyamasa da sonradan her gideceği kulüpte olduğu gibi altyapıdan çıkardığı gençleri takıma monte ederek uzun vadede Lizbon’u yeniden Avrupa devlerinin arasına döndüren devrimi başlattı.

Toshack’ın ikinci durağı ise İspanya olduğu. Önce 1985-89 yılları arasında sadece yerel Bask oyuncuların oynamasına izin verilen Real Sociedad’a tarihinin o zamana kadarki en güzel futbolunu oynatırken, Bask takımına 1987 yılında İspanya Kral Kupası’nı kazandırdı. 1988’de bir kez daha Kral Kupası’nda finale kadar çıkardığı Bask takımında Toshack’ın girişimiyle Bask olmayan oyuncular da oynatılmaya başlandı. Liverpool’lu yıldız John Aldridge, Sociedad’ın ilk Bask kökenli olmayan futbolcusu olarak San Sebastian’ın yolunu tutarken, Toshack da İspanya futbolunun zirvesine, Real Madrid’e transfer oldu.

1989-90 sezonunda Toshack yönetimindeki R.Madrid, İspanya Ligi’ndeki gol rekorlarını kırarak şampiyon olurken Toshack da yılın teknik direktörü seçilecek ama Kral Kupası Finali’nde kaybettiği için kovulacaktı. Real Madrid’den ayrıldıktan sonra söyledikleri, endüstriyel futbol çağının başlangıç sürecinde yapılan en manidar uyarılardan birisiydi: “Lig ekmek ve yağ gibidir, kupa ise onların üstündeki kremadır. Krema için ekmek ve yağı tehlikeye atanlar, dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olanlar kadar trajikomiktir”


Toshack’tan sonra Real Madrid 5 yıl boyunca ne krema yiyebildi ne de ekmekle yağı bulabildi, sadece 4 yıl üst üste Cruyff’lu Barcelona’nın şampiyonluklarını izlemekle yetindi. 1990-94 yılları arasında ikinci kez Sociedad’ın başına geçen Toshack, 1994’te bir maçlığına Galler Milli Takımı’nı çalıştırdı. 1995’te Deportivo La Coruna’nın başına geçerek İspanya’ya geri döndü. 1995’te İspanya Süper Kupası’nı kazandı ve kimse adını bile duymamışken Rivaldo’yu keşfederek Deportivo’ya kazandırdı. R.Madrid’i fazla hücum oynattığı için eleştirilen Britanya’nın yurt dışında en çok başarılı olan teknik direktörü, bu kez de Deportivo’yu fazla defansif oynatmakla itham ediliyordu. 1996-97 sezonunda Real ve Barça’nın ardından ligi 3. sırada tamamlamayı başaran Deportivo ile yollarını ayırdığında herkes onun Liverpool’un başına geçmesini bekliyordu. Ama o artık 28 yaşında başladığı teknik direktörlük yaşamının aşırı baskısından bunalmış, nefes almak, bambaşka bir ülkeye gitmek niyetindeydi. Kimsenin beklemediği bir şekilde Beşiktaş ile anlaştığında, aslında o zamana kadar baskı diye yaşadığının Türkiye’de yaşayacaklarının yanında dişinin kovuğunu bile doldurmayacağını farkında değildi.


İnönü’den yükselen futbol aşkı, onu Liverpool’dan beri ilk kez evinde hissettirirken, Türk televizyonlarında “futbol” etiketi altında yaşanan televole kültürsüzlükleri onun kafasını karıştıracaktı. Ama o da bizimkilerin kafasını fena halde karıştırmıştı. Öncelikle ismi yüzünden herkes şok olmuş, Allah’ın bize yaptığı en büyük şakalardan birisi olan Bülend Karpat en efsanevi canlı yayın gaflarından birisini yapmıştı: “Bugün Beşiktaş’ta Tashack sertleşti, yani Toshack tabii ki…”

Aslında Toshack, Beşiktaş’ı fazlasıyla sevmiş, bir zamanlar oyuncu olarak Liverpool’da yaşadığı atmosferi yeniden yaşamaya başlamıştı. Önce Beşiktaş’a Şampiyonlar Ligi’ndeki ilk puanlarını hem de PSG ve Göteborg gibi o zamanların devlerini yenerek kazandırdı. Oktay’ın askere alınıp yerde süründürülürken dizlerinden sakatlanmasından sonra o puanlardan çok daha anlamlı bir açıklama yaptı: “Bu Sovyet ordusunda bile yapılmaz, sizi Atatürk’e şikayet edeceğim”

Toshack, saha içinde ve dışında ezberi bozmuş, Televole kültürsüzlüğünün tüm toplumu bir habis ur gibi kaplaması sürecinde, televolenin anti-tezi olarak Beşiktaş taraftarının sevgisini kazanmıştı. TSYD Kupası’nda PAF takımından gençleri sahaya sürüp fark yediğinde medya tarafından ipe çekildi ama sadece gülüp geçti. Son gülen iyi gülerdi ve kendi keşfettiği Nihat Kahveci, Metin Tekin’den sonra Beşiktaş altyapısından çıkan en büyük futbol sanatı eseri olarak Real Sociedad’ın yolunu tuttuğunda, Toshack’ın aslında ne yapmaya çalıştığını daha iyi anlayacaktık ama çok geç olacaktı.

Beşiktaş, Toshack’la sadece Federasyon Kupası’nı kazanmasına rağmen, tarihinin en kötü kadrolarından birisini gençleştirmeyi başarmış ve Toshack sayesinde unutmaya başladığı varoluşsal değerleri hatırlamıştı. Kulübün verdiği izni suistimal eden Letchkov önce Toshack tarafından sert bir şekilde cezalandırılacak sonra da para cezasını ödemeyerek futbolu bıraktığını açıklayacaktı. Ama Toshack, Bulgaristan’da bir takımla idmana çıkan ve alındığı paraya transfer olarak takımdan ayrılmak isteyen Letchkov’un satılmasına engel oldu: “Bu 100 yıllık kulübün onuru her şeyin üstündedir. Kimse bizle alay edemez. Prestijimiz, değerlerimiz paradan çok daha önemlidir. Eğer Letchkov'u satarsak ilk uçakla geri dönerim”

Ama Toshack’ın bize verdiği en büyük futbol dersi ise Atatürk Kupası maçından öncesindeydi. Yine hepimizi aptal ama kendini dünyadaki tek zeki insan sanan bir Erman Toroğlu klonu “Siz nasıl PAF takımındaki gençlerle gelirsiniz, Atatürk’e saygınız yok mu?” diye sorduğunda verdiği cevapta bizi bizden daha iyi öğrenmişti: “Atatürk, Türkiye’yi gençlere emanet etmedi mi?”

Yıllar sonra, Fransa ve İspanya’da birçok takım çalıştırdıktan sonra Galler Milli Takımı’nın başına getirilen Toshack, Beşiktaş Liverpool’u İnönü’de yenerken oradaki en mutlu insanlardan birisiydi: “Beni zamanında Ertuğrul’u savunmaya çektiğim için çok eleştirmişlerdi. Halbuki, Ertuğrul en çok takdir ettiğim oyunculardan birisiydi, sahanın her yerinde oynayabilecek kadar gelişmiş bir futbol zekası vardı. Bugün bunu bir kez daha gördüm ve çok mutlu oldum”
Anfield’daki skandal sonuçtan sonra ise BBC’de yine Toshack’ı gördüm, çok fazla konuşmak istemedi. Zaten zamanında yeterince konuşmuştu ama dinlemesi gerekenler o zaman dinlememiş, hatta her şey daha kötüye gitmiş Ali Şen’in mirasını sürdürenler Beşiktaş’ın bile başına geçip Erman Toroğlu medyasına içi boş “PAF takımıyla çıkarız” tehditleri savurarak kendi kalelerine unutulmaz goller atmışlardı. Bizim istediğimiz birinci sayfada manşet olmaktan önce kendimiz olmaktı. Kendimiz olamayınca sadece hiç kimseydik.

7 yorum:

deNNis dedi ki...

“Siz nasıl PAF takımındaki gençlerle gelirsiniz, Atatürk’e saygınız yok mu?” diye sorduğunda verdiği cevapta bizi bizden daha iyi öğrenmişti: “Atatürk, Türkiye’yi gençlere emanet etmedi mi?”


Brilliant... Liverpool'un o donemlere ait bir video'sunu izLerken spiker tarafindan sadece iki isim duydugumu hatirLiyorum.. Toshack, Keegan ve goL.. Keegan, Toshack ve goL...

Besiktas taraftarinin o cok bahsettigi "BesiktasLiLik durusu"nu herkesten daha iyi sergiLedi...

Biz bu uLkede kimLeri yemedik ki... O mu eksik kaLacakti... Erman verdi agzinin payini...

Erman'a gore:Ankaragucu > Liverpool

SagoLasin ustad... Dort gozLe Shankley'i bekLiyoruz...

neretva dedi ki...

Üstad eline sağlık. Yazdıklarını okudukça "evet artık yazmaya başlamalıyım" diyorum. Çünkü okudukça geçmişten, yaşadıklarımdan birşeyler buluyorum. Okunası olan da bu. Bu adam Galli olmasaydı ve dönemin sefaletini taşımasaydı ne Geremi, ne Baliç ne de Nihat bu kadar rahat ortaya çıkamazdı. E bizde de var ezik edebiyatı ama böyle düşünüyorum. Aldridge sokaklarda dolaşırken yere tükürmeler, açılan pankartlar daha sonra kısmen de olsa şehrin kabullenmesi. O yıllardan kitap çıkar...İyi ol, iyi kal.

tufan dedi ki...

başka bir efsane futbol adamı ve başka bir efsane yazı daha. Bu yazılar sayesinde bilmediklerimizi öğreniyor,tanıdığımızı sandığımız kişileri aslında tanımadığımızı zamanında yapmak istediklerini anlayamadığımızı farkediyoruz.iyi ki varsın futbol iyi ki varsın Ali ECE

kutay dedi ki...

toshack çok onemlı bir hocaydı, türkiye için besıktas işin bir şanstı değerlendiremedık.
bu arada metin tekin kocaelispor'dan geldi diye hatırlıyorum, altyapıdan çıkmadı, ya da ben orayı yanlış anladım..)

S.B dedi ki...

Pek sevilmez ama yinede Toshack Merseyside'da.

Adsız dedi ki...

Umarım bu defaki efsanemiz, Schuster'imiz bize dayanıp uzun süre kalır. Özlemişiz böylesini.

Bora Betmen dedi ki...

Üstadım futbolun edebiyatını yaşıyoruz sayende. Eksik olma