12 Ağustos 2010 Perşembe

HOCANIN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİT: Ziya Doğan-Ayman özelinden hareketle

Nasıl her Capello'nun bir Emerson'u, her Redknapp'ın bir Crouch'ı varsa her Ziya Doğan'ın bir Ayman'ı, her Rıza Çalımbay'ın da bir Youla'sı var(dı)...


Bazılarımız "Futbol bir endüstri, takımlar da şirketler gibi yönetilmeli" derken, daha romantik futbol aşıkları için ayaktopu her geçen gün daha da endüstrileşse bile son tahlilde doğup büyüdüğümüz mahallede oynadığımız açık ara en güzel oyun... İşin aslı günümüz futbolu eşit oranda olmasa da her ikisinin tam anlamıyla sentezi. Bir tarafta dünyanın en zengin adamları başkanlık koltuğuna kurulmuşken, futbol medeniyet düzeyi gelişmiş ülkelerde "Parayı verdim düdüğü sadece ben çalarım" görgüsüzlüğü tek başına oyuna hâkim değil. Diğer türlü olsaydı hayatında futbol oynamamış olan Liverpool'un tartışmalı Amerikalı sahipleri sadece taraftarlara saygılarını göstermek için devrimci Bill Shankly'nin adını anmazlar, tişörtlerini giymezlerdi... Şimdilerde de kovulmaktan beter hallere düşürülmezlerdi...

Bu yüzden bu güzel oyunda olup biten her şeye, annemizin ligine tepeden bakmadan ama asla futbolun en güzel yaşandığı ülkeleri ıskalamadan olabilecek en analitik şekilde bakmak lazım. Bizde olan bazı negatif şeylerin "onlar"da olmadığı kesin ancak onlarda olan birçok şeyin de bizim ülkemizin futbolunda olduğu aşikar: Nasıl her Capello'nun bir Emerson'u, her Harry Redknapp'ın bir Peter Crouch'ı varsa her Ziya Doğan'ın bir Ayman'ı, her Rıza Çalımbay'ın da bir Youla'sı var...
Ayman Abdelaziz, Malatyaspor, Gençlerbirliği ve Trabzonspor'da beraber çalıştığı Ziya Doğan'ın yeni takımı Diyarbakırspor'a imza attığında "Ziya Doğan, Ayman'ına kavuştu" manşetleri atılmıştı. Manşetlerin altındaki yorumlar ise ülkemizdeki futbol yorumu bağlamında müzmin bakarkörlüğün sadece bir kısmıydı: "Çalıştırdığı üç takıma da götürdü, artık komisyonlarla kendisine boğazda ev alır!" İşin aslı o esnada Ziya Doğan, Diyarbakır'da bir haftadır beraber antrenman yaptığı 21 yeni transferle kumdan kaleler inşa etmeye çalışmakla meşguldü. "Ayman, uzun yıllar beraber çalıştığım, benim futbol felsefemde taktiksel açıdan kilit önemde olan bir oyuncu. O yüzden Malatyaspor'da çalıştığımız dönemden beri onu her çalıştırdığım takımda oynatmak istememden daha doğal bir şey olamaz, diğer türlü düşünmek çok art niyetli. Ben hayatta sadece parayı düşünsem zaten Diyarbakırspor'u çalıştırmazdım ki! Geçen sezon Konyaspor'da yarım devreliğine 250 bin dolar alan Ayman, bu sezon Diyarbakırspor'da bir sezon için 150 bin dolara oynuyor. Ayman-Ziya Doğan ilişkisi bundan ibaret:
Takımın teknik patronu olarak en çok işime yarayacak personeli bütçemize uygun olarak en az maliyete çalıştırıyorum. İş kısmı bir yana mahallede top oynarken de hep gözünüz kapalı güvendiğiniz kişiyle aynı takımda olmak istemez misiniz?"
diye söze başlıyor Ziya Doğan. Gerçekten de Ziya Doğan-Ayman özelinden teknik direktör ve vazgeçmediği oyuncu genelini incelersek futbol adına ortada asla başka şeylere tenezzül edilmeyecek bir başarı söz konusu: "En başta Ayman gelmeden önceki ve Ayman geldikten sonraki Malatyaspor'un performansını incelemek gerek. Ayman'dan önce küme düşmemeye oynayan takım Ayman'la beraber ligi Fenerbahçe'nin üstünde 5. sırada tamamladı ve UEFA Kupası'na katılma hakkını kazandı. 2005-6 sezonunda ise yine küme düşme hattında olan Gençlerbirliği'ne devre arasında tek bir isim transfer ettik, o da Ayman Abdelaziz'di; ikinci yarıyı 5. sırada bitirdik. Keza Trabzonspor'a da devre arasında Ayman'ı transfer ettik ve puan tablosunun alt kısmındayken ikinci yarıyı lider bitirip sezonu 4. sırada tamamladık. Ayman'la dört ayrı takımda çalıştım, tek bir gün en ufak problem çıkarmadı, oynadığı her maçta terinin son damlasına kadar mücadele etti. Trabzon'dayken onu sürekli oynatıyorum diye 'Ziya Doğan'ın manevi oğlu' dediler, ben çalıştığım kurumun başarısı söz konusuysa değil Ayman'ı babamı bile tanımam!"
FourFourTwo, Ziya hocaya Ayman'ın taktiksel önemini ısrarla sorsa da "Siz benden daha iyi analiz ediyorsunuz zaten, ben kendi ağzımla taktik sırlarımı ifşa etmeyeyim daha hayırlı olur" diyerek Aymanvari markajımızdan ustaca sıyrılıyor. Gerçekten de insan kendi kendisine sormadan edemiyor: "Mesele taktiksel değil de öküz altındaki buzağıysa, insan hem kendini bu kadar afişe edip hem de üstüne daha önce Tolga Seyhan gibi gözden çıkardığı oyuncuyu yeni takımına neden alır ki?"
Bu sorunun cevabı da dünyanın en popüler ligi Premier Lig'in Türkiye'ye açılan pencerelerinden birinden, Liverpool ve Galatasaray eski teknik direktörü Souness'tan geliyor:
"Futbol tarihi boyunca eski çalıştırdığı takımlardan iyi tanıdığı oyuncuları daha sonra çalıştırdığı kulüplere transfer etme bağlamında en büyük komisyonculuk suçlamasına maruz kalan isim benim.
1991-94 yılları arasında görev yaptığım Liverpool dünyanın en büyük takımlarından birisidir ve her zaman en iyi oyuncuları kadrosunda bulundurur. Ben de o yüzden genellikle oradaki eski oyuncularımı daha sonra çalıştırdığım takımlara transfer ettim. Ama mesela 1991'de büyük umutlarla transfer ettiğim Dean Saunders'ı kapalı savunmaları çözen bir santrfordan ise daha çok bir kontratak forveti olduğu için bir yıl sonra Aston Villa'ya sattım. Liverpool'da asıl performansını gösteremiyordu çünkü herkes Ada'nın en güçlü takımına karşı kalabalık bir savunma yapıyor, Saunders da o oyun planında başarılı olamıyordu. O Saunders, A. Villa formasıyla ilk maçında, Liverpool'a iki gol birden attı çünkü onların kalabalık alan savunmasına dayalı kontratak taktiği için biçilmiş kaftandı. Aynı şekilde bu kez Galatasaray'ın başındayken Saunders'ı transfer ettim, Türkiye'de de oldukça başarılı oldu çünkü o zaman Türk savunmacıları çok ağırdı. Galatasaray'a getirdiğim diğer isimlerden birisi Barry Venison bir sezon önce Newcastle United'da önlibero olarak İngiltere Milli Takımı'na kadar seçildi. Halbuki ben Venison Liverpool'da sağ bekken onu dönemin futbol standartlarına göre ağır olduğu için satmıştım, Galatasaray'a da önlibero olarak transfer ettim ancak sakatlıklar yüzünden Saunders kadar başarılı olamadı. Yani Venison portföyümden çıkmış oldu, Saunders'ı ise 1998'de Benfica'ya da götürdüm. Liverpool'da öğrencim olan Michael Thomas da Benfica'ya götürdüğüm Adalı oyuncular arasındaydı. Bir teknik adam her zaman tanıdığı, güvendiği oyuncularla çalışmak ister. Aynı mantıktan hareketle Galatasaray'dan oyuncum Tugay Kerimoğlu'nu önce eski takımım Rangers'a önerdim, sonra da Blackburn Rovers'a transfer ettim. Hakan Şükür, Hakan Ünsal ve diğer birçok eski çalıştırdığım takımlardan tanıdığım, güvendiğim isimleri de sayınca hepsinden komisyon almış olsam herhalde o paralarla Manchester City'nin sahibinden bile daha zengin olur Liverpool'u alırdım!"

Hocaların oyun planlarındaki kilit isimleri her gittikleri takıma götürmek istemesi bağlamında Souness - Saunders özelindeki ilişkinin annemizin ligindeki versiyonunun Rıza Çalımbay - Youla ikilisi olduğu herkesin malumu(ydu): "Hızlı hücum, patlayan forvetler günümüz futbolunun en yadsınamaz gerçeği. Bu taktiksel açıdan bakınca son 10 yılda ligimizin en etkili patlayıcı forvetlerinden olan Youla'yla sadece ben değil, tüm teknik adamlar çalışmak istiyorlardı" diye söze başlıyor Rıza Çalımbay. " Mesela Göztepe'den Denizlispor'a götürdüğüm eski taleben Servet de oyuncu ve insan kalitesi bağlamında her zaman %100'le oynayan bir oyuncu, onu da her zaman çalıştırdığım takımda oynatmak isterim ancak çalıştırdığım takımın imkanları ölçüsünde istediğim oyuncularla çalışma fırsatı buluyorum. Zamanında Tigana'dan önce ben Burak Yılmaz'ı Antalyaspor'dan Beşiktaş'a transfer etmek istemiştim ama o dönemde Beşiktaş'ın transfer bütçesi bu transferin gerçekleşmesine uygun değildi ya da bana öyle söylenildi! Herhalde Tigana yabancı olduğu için benden sonra göreve geldiğinde bir anda bütçe büyüyüverdi! Aynı dönemde Youla, Beşiktaş'tayken haksızlığa uğradı, bazıları 'Youla kapalı defanslara karşı oynayamaz' diye biletini kestiler ancak Eskişehirspor'da gördük ki kapalı defanslara karşı da gayet başarılı bir forvet. Zaten kapalı savunmalara karşı yetersiz bir oyuncu olsa İstanbul'da 1-0 yenildiğimiz maçın rövanşında dünyanın en iyi kapalı savunma yapan ekollerinden İsveç'in Malmö'sünü tek başına perişan edemezdi. Mourinho da zamanında tüm eleştirilere kulağını tıkayarak Deco ve Carvalho'da inat etti, sonunda hep o haklı çıktı. Denizlispor - Porto maçlarında tüm Türkiye bir anda Deco'yu tanımıştı. Halbuki aynı Deco birkaç yıl önce zamanın Benfica teknik direktörü Souness tarafından yeterli bulunmayıp istenmemişti. Tüm bunlar tercih meselesi sadece. Teknik direktör yaptığı doğru oyuncu tercihleri ölçüsünde başarılıdır. Mourinho Deco'yu çalıştırdığı Inter'e transfer etmek istiyordu çünkü tüm teknik adamlar beraber çalışırken maksimum verim aldıkları oyuncuları götürebildikleri yere kadar götürmek isterler!"

Youla'nın da Rıza Çalımbay ile ilgili duygularını göz önününde bulundurunca aslında yazımızın başlığı cuk oturuyor gibi: "Hocanın götürdüğü yere git!" Bu futbolcu - teknik adam arasındaki zaman ve maddiyat ötesi ilişkiye en yakından şahit olan FourFourTwo muhabiri Hilal Gülyurt'un tanıklığı her şeyi olabilecek en anlamlı şekilde özetliyor: "Youla röportajını yaparken Rıza Çalımbay da Youla'nın görebileceği bir noktada oturuyordu. Onu göstererek 'Ne kadar ekmek o kadar köfte' dedi. Komik olan bunu bozuk Türkçesiyle söylemeye çalışmasıydı. Her cümlesine Rıza hocayı ekleyerek sürekli 'Beni bu kadar optimal kullandığı için ona çok şey borçluyum' dedi. Kampta mangal yaparken balıkları toplayıp toplayıp Rıza hocaya götürüyormuş. 'Ben ona bakacağım, o bana çok baktı' diyormuş." Tabii sonra Youla-Rıza Çalımbay arasında neler neler yaşandı, tüm bunlar aşk bitip kalplere zehir karıştıktan sonra hatırlanmak bile istenmediği için şömineye atılan mutluluk fotoları misali kül olup gittiler…
Ancak Kim bilir belki de Emerson da tuttuğu balıkları hâlâ Capello’ya götürüyordur da bizim haberimiz yoktur ama şurası kesin ki eğer Brezilyalı önlibero İngiliz olsaydı hala Michael Carrick’in yerine Capello’nun prensi olmaya devam ederdi!


KİM KİMLE NEREDE ÇALIŞTI?
Modern zamanların yerel rekortmeni Ersun Yanal ve adamları!

ERSUN YANAL
Oyuncu Beraber çalıştığı takımlar
Serkan Balcı: Gençlerbirliği, Trabzonspor
Ümit Bozkurt: Denizlispor, Gençlerbirliği, Manisaspor
Selçuk İnan: Manisaspor, Trabzonspor
Veysel Cihan: Denizlispor, Gençlerbirliği
Umut Bulut: Ankaragücü, Trabzonspor

HARRY REDKNAPP
Oyuncu Beraber çalıştığı takımlar
Peter Crouch: Southampton, Portsmouth, Tottenham
Jermain Defoe: West Ham, Portsmouth, Tottenham
David James: Portsmouth + 2009-10’da 39 yaşında Tottenham’a aldırmak uğruna yönetimle ters düştü.
Niko Kranjcar: Portsmouth, Tottenham

FABIO CAPELLO
Oyuncu Beraber çalıştığı takımlar
Emerson: Roma, Juventus, Real Madrid
Panucci: Milan, Real Madrid, Roma

JOSE MOURINHO
Oyuncu Beraber çalıştığı takımlar
Paulo Ferreira: Porto, Chelsea
Maniche: Porto, Chelsea
Ricardo Carvalho:Porto, Chelsea, Real Madrid

RINUS MICHELS
Oyuncu Beraber çalıştığı takımlar
Johan Cruyff: Ajax, Barcelona, Los Angeles Aztecs
Johan Neeskens: Ajax, Barcelona


ÖNEMLİ NOT: Bu yazı yaklaşık 1 yıl önce yazılmıştır (FourFourTwo arşivindendir)

9 yorum:

nihat dedi ki...

ellerine saglik abi.hakkatden arşiv gibisin

emrefid dedi ki...

Günümüzde müteahhitler bile inşa ettikleri her binada o ustalardan istediği verimi almışsa eğer aynı ustalarla çalışmak ister her seferinde. Bundan doğal bir şey yoktur. Sinema sektöründe de aynı şekilde Tim Burton ile Jonny Depp'in 1990 yılında Edward Scissorhands filminde ortak çalışmaları ve üstünden 20 yıl geçmesine rağmen Alice in Wonderland filminde birlikte çalışmış olmaları sadece paraya bağlanabilir mi acaba? Tabii ki hayır. Bu kişiler hakkında yapılan esprileri de biliyoruz. Keşke sadece komisyondan ibaret olsa bu esprilerin teması. Neyse yazı için çok teşekkürler. Etkileyiciydi.

Semt Aşığı dedi ki...

Aklıma bizim ergun hocanın her gittiği takıma peşinden götürdüğü adamlar geliyor ama biz onun hakkında transferden komüsyon alıyor diyoruz :)

macdof dedi ki...

ellerine sağlık abi güzel bir yazı

ömer dedi ki...

ali abi çok doğru bende aynı sını cm de yapıyorum cm03-04 de gittiğim her takıma Bobby Zamora,Craig Parker ve Seyi Ogunsanya yı her zaman alırım..Faih Terim Milan a Rui Costa yı Ümit Davala yı boşuna mı getirdi abi..Bu arada pazar günü gelicez abi inşallah

sembolist dedi ki...

Bu yazının dışında kalması doğal olan tek ismi Yılmaz Vural.
Götürdüğü oyuncular değil de,çalıştırıdğı takımlar sıralanır:)

brothers' dedi ki...

mesut bakkalında mehmet nas'ı vardırgençlerbirliğinde buluşan ikili geçen sezon manisada beraberdi.. şimdide sivasta..

TA dedi ki...

ziya doğanı felix magath'a benzetiyorum.iki teknik adamda gittiği takımlarda benzer oyun stillerini getiriyor.oyuncuların fizik gücünün üst düzeyde olmasını öncelikli olarak istiyorlar.bu ise uzun sürede oyuncularda isyana neden olabiliyor.ve kısa sürede takım değiştirme durumunda kalabiliyorlar.
ama gittikleri takımlara kısa sürede kendi oyun sistemlerini aşılayabiliyorlar.türkiyenin magathı ziyan doğandır :)

bence ziya doğan bu ligin teknik adamları arasında fark yaratan isimlerin başında gelir.

Jordi Metal dedi ki...

alında hiç bilinmese de Marcello Lippi - Hakan Şükür'ü de ekleyebiliriz. Lippi Juve'deyken istemişti. Malum Hakan Juve'yi yıldıracak taleplerde bulununca transferi yatmıştı . Sonrasında Lippi İnter'e aldırmıştı kendisini.